5.kitap şiirleri

 

 

 

Gölgedeki güzel...

 

Ne efsunlu hikayeler yazılmıştır gölgelerde

Aşkın mürekkebi ile duvarlara nakşedilen,

Bir damla gözyaşı ile yüreklere mühürlenen...

Burada; yaşanmamış hayatlar, özlemler,

Yalnızlığa isyanı besleyen sitemkar satırlar

Sevgi için çizilen resimlerle saf tutmuştur...

Orada tanıdım seni ve hüzünlü gözlerini

O gizemli grilerin içinden gelmiştin salınarak

Bildiğim çiçeklere benzemiyordu endamın

Anlatabilmek için güzelliğini çok zorlandım

Cümlelerde yer alacak seçilmiş sözcüklerde...

Pembeler yanaklarında özledi aydınlığı,

Kırmızılar gün ışığını beklediler günlerce

Dudaklarında siyah hareli güller gezindi

Her yer aynı idi, hiç değişmedi kül rengi...

Duymadılar bahçemde ayak seslerini,

Bilmediler, gün efkarınla suya ererken

Goncalara sinen kokunla başımın döndüğünü,

Kimse görmedi akşam sularında geldiğini

Ve sana hasret bir gün daha sona ererken

Gizlice uzanıp dudaklarımdan öptüğünü...

 

Ferhat AĞAOĞLU

27.12.2012

 

 

 

 

Bir yer....

 

Bir yer vardı düşlerimde gezinen

Eski bir bahçede... eski bir ev...

Zamanın durduğu ağaç gölgeleri

Yıkılmış bir çardakta nöbetteydi,

Yaşanmamış herşeyin şahidiydi

Yosun kokan yorgun kiremitler,

Panjurlar ilgisizliğin ayazında

Yitik bir sevgi ile sürgülüydü...

Odalar... olabildiğince ışıksız, sessiz

Sofada tozlu bir sandıkta yazdıklarım,

Kulaklarımda hala yankılanan

Perdelere sinmiş eski bir kırkbeşlik...

Hepsi yazılmamış bir hikaye gibi

Tortusunda acı olan hatıralar...

Neden içimi acıtıyor bunca hiçlikte

Alevsiz yanan bir geçmişin ayak sesleri,

Nasıl oluyorda hala içimde esiyor

Dudaklarımı kurutan isyanlarım...

Cevabı bir yerde kaybettim... bilmiyorum

Nadasta, yorgun bir yürek kaldı elde

Artık kapı çalsa da açmak istemiyorum...

 

Ferhat AĞAOĞLU

13.02.2013

 

 

 

 

Rüya&Deniz…
 
Akşam ışığa veda ediyordu sularda
Bir rüyanın sükûnetinde huzur bulurken,
Gözkapaklarım dalga sesleri ile kapandı…
Düşünceler bir martı gibi kanat çırptı,
Uyku, tüm melekleri ile dolarken odama
Olduğun şehirlere bir yolculuk başladı
Küçük mavi bir kuşun kanatlarında…
Açılmamış efsunlu kapılardan girdim
Zamanın unutulduğu bir tundan geçerken,
Gün ışığı değmemiş kuytularda gezindim
Her seste çaresizlikle titrerken gönül telim,
Hasret, katran karasını vururken tuvaline
Yalnızlıkla yıkandı kaybolan ümitlerim...
Senden önceleri küçük bir damla idim
Yolunu bulamayan, yitik bir su tanesi,
Bir şiir yazdım sana karışırken nehrine,
Her mısrada sevgi ile yüklendi sular
Çılgınca yol alırken yatağımızda,
Bir şelalede gökkuşağında buluştuk
Renklerin dansında dilek tutarken,
Kelebek kanatları karıştı çırpıntımıza
Mor çiçeğin yapraklarını ıslatıp geçerken,
Delice bir serüvendik kayalıklarda akan
Yazgının getirdiği senfoniyi dinlerken…
Nehir yavaşladıkça bir nihavent gibi
Yüzümüze yorgun bir gülüş kiracı oldu,
Söylenmemiş en güzel sözler geldi dile,
Mutluluk ellerimizde çiçek açarken
Engin bir denizde soluklandık… Aşk ile…
 
Ferhat AĞAOĞLU
 

Kasım sonu…

 

Sonbahar yolcuydu yangın renkleriyle

Hüznü bıraktı gözlerinde giderken,

Üşümüş dalgalar sahilde geziniyordu

Hazan son göçmen kuşları uğurlarken…

Kayıp yılların tortusu vardı yüreğinde

Defalarca yanan bir yangının külü gibi,

Umutlar bir bir yok olmuştu, tükenmişti

Kapı çalışlarına hasret akşam üstülerde…

Bir yol olmalıydı sevgi adına, bir kaçış

Yitirilen zamanın bir bedeli olmalıydı,

Uzanan ellerin hatırı için dönülmeliydi,

Her zaman hoş gören ve aşka inanan,

Affeden bir kalbin olacağı bilinmeliydi…

Yorgun bir mevsimin sonunda karşılaştık

Kırgındın hayata ve yaşattıklarına,

Günün son ışıkları saçlarında gezerken

Bir fincan çay şahit oldu anlattıklarına…

Simsiyah bir gece zamanı sarmalarken

Deniz tuzunu kattı gül dudaklarına,

Rüzgâr deli esti, bulutlar telaşlandı,

Onların telaşına martılar da katıldı

Kayboldular ufukta geçmişi silercesine…

Bir vapur geçti ak beyaz köpüklerle

Bu en son seferi mutluluk olmalıydı

Karanlığı delen bir çığlık gibi uzaklaştı…

Kocaman kahve gözlerin sulara takıldı,

Buluşamayan dalgacıklara iç geçirdin

Ve gün ışıyana kadar Sabahı bekledin…

Artık, güneşten önce sevgi doğmalıydı

Özlenen yarınlar aydınlık olmalıydı…

Sıra dışı, güzel bir günde tanıdım o’nu

Hazanın sonu, aylardan kasımdı…

 

Ferhat AĞAOĞLU

02.12.2103

 

 

Bir gül uğruna…

 

Zor saatlerin kapısı usulca aralanır

Katran karası siyahlar nöbette iken

Yalnızlık koluma girer sevgili gibi

Vefanın terk ettiği yolda yürürken…

Hayallerim, tutunduğum bulutlarda

Hasret yüklü, gözyaşı yüklü, çaresiz…

Şiirlerim, hayat bulduğum satırlarda

Hayal kırıklıkları ile sarmaş dolaş…

Resimlerim, beni ben yapan renklerde

Griden siyahlara yol alan tuvallerde…

Anlaşılamamak! …İnsanı tez tüketiyor

Yorgun anılarla biteviye pençeleşmek,

Her segâhta hüznü iliklerimde hissetmek,

Düştüğüm kör bir kuyuda uyanmak,

Işıksız ve sessiz günlere aşina olmak…

Anlatamadıklarımı bir rüzgâra verdim,

Kim duydu? Kim anladı bilmiyorum

Bir gül uğruna ne yangınlar yaşadığımı…

Uzun geceleri aydınlatan yeni bir günde

Sabahın efsunlu tülüne astım umutlarımı

Mavi sabır çiçekleri açtıkça oradalar,

Var olabilmenin zamanını bekliyorlar

Ve diliyorlar gökyüzündeki yıldızlarca

Unutulmuş bahçede yeniden çiçeklenmeyi,

Yosun tutmuş kiremitlerde güneşi görmeyi,

Sıkılmış bebek avuçlarındaki saf sevgiyi…

 

Ferhat AĞAOĞLU

10.01.2014

 

Gözlerin…

 

Kimsesiz bir zamana mahkûm oldu sular

Son ışıklar boş bardakları yıkadı masamda

İçinde gül kokusu olan bir esinti istedim

Ayak seslerini dinledim kapı önlerinde

Perdelerime uysal bir rüzgâr diledim

Hiç biri olmadı! Duymadım, koklamadım

Dokunmadım, dokunamadım saçlarına…

Dalgalar dövüp durdu kıyıları biteviye

Sensiz demir alan bir akşam daha işte!

Gölgeler uzuyor, gün firar ediyordu…

Saçaklar kuşların telaşına sahne olurken

Renklerin grilere teslimiyeti başlamıştı

Bir bir yanmaktaydı sokağın lambaları

Alacakaranlıkta hasretin tülü kaplıyordu

Her akşam sahnelenen özlem dolu anları…

Bir sigara daha yaktım, usulca çektim içime

Dumanında seni görmek istedim sanki!

Dibini merak ettim kırmızı yakut şişelerin

Soluklaşan anıları canlandırmak için

Hayallerimde silinmişti yüzün, beyaz ellerin

Ama hiçbir zaman terk etmedi güzel gözlerin

 

Ferhat AĞAOĞLU

30.01.2014

 

Ayrılık…

 

Bahçelerde yüzler solgun, çiçekler küskün

İklim sevgiye hasret, kuşlar çoktan göç etti

Renkler aydınlığı görmedi, farkına varmadı…

Son bulutlar da yağmursuz geçti… Gitti

Elimde kalan ne varsa kuru ve yalnız,

Veda zamanı üşüten, sert bir rüzgâr esti

Günün son ışıkları kaybolurken umarsız…

İz kalmadı yaşanan senli güzel anlardan

Söz bitti, sular karardı kahve gözlerinde

İçimde çalan şarkılar sessizliğe büründü

Nedenlerle çevrelendi ayrılığın sokakları…

Terk edilmiş bir çocuk gibi düşünceler

Uzaklar yakınlara seslenirken özlemle,

Biraz huzur için dilimden düşmeyen dualar

Adın için yola çıktı beyaz güvercinlerle…

 

Ferhat AĞAOĞLU